• İstanbul7 °C
  • Ankara-4 °C
  • İzmir4 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Manastırda büyüyen Müslüman kız
2015-11-08 11:55:03

Manastırda büyüyen Müslüman kız

Müslüman bir kız çocuğu olmasına rağmen Münih’te 8 sene manastırda eğitim gördü...Ferhan Gör’ün hikâyesi...1949’un ağustos ayında, II. Abdülhamid’den...
Müslüman bir kız çocuğu olmasına rağmen Münih’te 8 sene manastırda eğitim gördü...

Ferhan Gör’ün hikâyesi...

1949’un ağustos ayında, II. Abdülhamid’den kalma bir köşkte dünyaya gelmiş Ferhan Gör... “Bahçesi rüya gibi olan gizli mabet”te... Beşiktaş Kılıç Ali Paşa Caddesi’nde başlayan çocukluğu, neşe içinde geçmiş.

Ferhan Gür, birbirine çok âşık bir anne-babanın ilk çocuğu. Annesi konservatuvar mezunu, kanun çalan bir hanımefendi, babası ise mühendismiş. Her akşam müzikli eğlencelerin olduğu, şiir okunan sohbetlerin yapıldığı, kendi deyimiyle “İnsanların Beyoğlu’nda sinemaya giderken, baloya gider gibi giyindiği” dönemleri yaşamış daha çok küçük yaşlarında. Sonrasında bir kız kardeşi olmuş, ardından bir erkek bebek katılmış aileye. Beşiktaş Kız Lisesi’nin orta kısmında eğitim görürken, babasına Almanya’nın Münih kentinden bir iş teklifi gelmiş ve aile çok önemli bir karar vermek zorunda kalmış: 11 yaşındaki ilk çocuk babayla birlikte bu başka ülkeye gidecekmiş... Çünkü anne çalışıyormuş ve kız kardeş henüz bakıma muhtaç olduğu bir yaştaymış. Karar verilmiş, yolculuk başlamış.

MANASTIRDA HAYAT

Babası, işlerinin yoğunluğu nedeniyle Ferhan Gör’ü sıkı bir disiplinin hâkim olduğu, müfredatı çok yoğun bir yatılı okula, Münih’teki bir manastıra yani rahibe okuluna vermiş. Müslüman olarak yetişen bir çocuk için alışılmadık bir deneyim. Okula ilk gittiği günleri şöyle aktarıyor: “Henüz 11 yaşındaydım ve okuldaki tek Müslüman bendim. Kimseyi tanımadığım için korkuyordum. Ancak beni yadırgamadı hatta saygı duydular. Her dersin başında ayağa kalkılıp dua okunuyordu. Çok özel bir eğitim alıyorduk, yabancı dil dersleri, spor aktiviteleri... İsteyen okulu bitirdikten sonra kilisede kalıyor ve üst sınıflarda daha yoğun bir Latince eğitim görüyordu. Ben belki de herhangi bir Hıristiyan’dan daha çok dini bilgi edindim bu okulda, örneğin ders olarak aldığımız İncil’i çok fazla okudum.”

Arkadaşlarının “Vera” diye hitap ettiği Gör, manastır yıllarında haftada, bazen de iki haftada bir rahiplerden biriyle babasını görmeye gidermiş. Hatta kimi zaman, eve gittiğinde babası iş seyahatinden dönmediği için geri dönmek zorunda kalırmış, onun için en sevimsiz olan zamanlar bu anlarmış. Tek başına kaldığı, duvarlarında aynanın olmadığı odalarda geçen tam 8 yıl... Manastır çok eski olduğundan özellikle gece yarısı tuvalete gitmek zorunda kalmak ve o eski koridorlarda yürümek onu en çok ürküten şeylerden biriymiş. Tabii her derse başlanırken okunan duaları anlamak ve ezberlemek de enteresan bir deneyim. “‘Bir keresinde babama, ‘Ben şimdi Hıristiyan mı oldum yani?’ diye sormuştum. Babam ise bana Müslüman olarak doğduğumu, ruhumun da Müslüman olduğunu, böyle bir sebepten ötürü dinimin değişmeyeceğini söylemişti. Onlar her ders başında dua ederken benim ne yapmam gerektiğini sorduğumda, ‘Sen de bildiğin duaları oku içinden’ dedi.”

Rahibe okulundaki Müslüman kız bunu yapmaya karar veriyor ve ilk derste herkes ayağa kalkıp dua okumaya başlayınca o da içinden sessizce dualarını okuyor. Ancak sınıftakiler şaşırıyor. Rahibe yanına gelerek, “Sen sessizce içinden ne okuyorsun?” diye soruyor. Durumunu anlatıyor. Rahibe “Yanlış anlama veya aşağılama olarak görme lütfen, ama senden rica edeceğim duanı sınıf kapısının girişinde oku, çünkü bu şekilde derse geçemiyoruz” diyor. O günden sonrayı şöyle anlatıyor: “Yıllarca her ders öncesinde duamı sınıf kapısının girişinde okudum. Ben duayı içimden, sessizce okumama rağmen sınıf neden şaşırmıştı hâlâ anlayabilmiş değilim. Burada kaldığım süreçte bana uzak gibi görünen tüm bu bilgileri öğrendiğim için çok mutluyum çünkü doğru karar verebilme yeteneğim gelişti, bilinçli bir insan oldum, kendimi geliştirdim, tevazuyu, disiplini anladım, sabrı öğrendim. Çok farklı dünyaları ve insanları tanıdım. Hatta kendi dinim İslam’ı da çok daha iyi anladım.”

İSTANBUL’A DÖNÜŞ VE EVLİLİK

8 yıllık manastır hayatından sonra 19 yaşında İstanbul’a dönen Ferhan Gör, o dönemlerde inşaat fakültesinde okuyan müstakbel eşiyle tanışmış, çok geçmeden evlenmişler. İnişli çıkışlı yıllar da bu günlerde başlamış. İlk düğün İstanbul’da, ikinci düğünse eşinin memleketi Kahramanmaraş’ta yapılmış. O dönemi şöyle anlatıyor: “Maraş yöresinde Münih’e göre çok daha ilkel bir hayat hâkimdi. İnsan çok acayip şeylere alışıyor ve üstesinden geliyor. Eski eşim başarılı bir mühendisti ve gerçekten çok zeki bir adamdı. Çok da yakışıklıydı. Ama suyla zeytinyağı gibiydik, uyuşmuyorduk. İkinci düğünden bir süre sonra İstanbul’a döndüm ve ilk erkek çocuğumu dünyaya getirdim. İkinci çocuğumu eşimin yedek subay olarak orada bulunduğu günlerde İzmir’de doğurdum. Ardından Adana yılları başladı ve tam 12 yıl kaldık orada.”

Ferhan Gör, Adana’da çok yüksek bir yaşam standardıyla sürdürmüş hayatını. Ama evliliğinde sorunlar yaşıyormuş. “Çocuklarım kolejde okuyordu, yaşam kalitemiz çok yüksekti. Oraya ilk gittiğim dönem kimseyi tanımıyordum sonradan eşimin arkadaşlarının eşleriyle dostluk kurdum. Oranın önde gelen aileleriyle ahbaptık. Fakat büyük kalp kırıklıkları yaşadım, birçok kere aldatıldım. Yine de eski eşimle birbirimize saygımızı koruyabildik, bu çok önemli bir şey sanırım. Çekip gitsem çocuklarla kim ilgilenecek diye düşünüyordum. Sinirlerime hâkim olamaz hale gelmiştim, elim titremeden bir fincan kahve bile tutamıyordum. Özgüvenim yerlerdeydi. Bir sürü sevimsiz olaydan sonra annem gelip beni ve çocuklarımı İstanbul’a getirdi.”

40’INDA BAŞLAYAN KARİYER

İstanbul’a gelmesinin ardından, Süreyyapaşa Plajı yakınlarında bir eve taşınan Ferhan Gör, kirada oturmaya başlamış. Eşinin maddi varlığından yararlanmayı reddettiği için elindeki değerli eşyaları satmış ve onlardan elde ettiği gelirle kendine yeni bir hayat kurmuş. En büyük oğlu İstanbul dışında üniversiteyi kazanınca masraflar iyice artıyor tabii. Tam 40 yaşında hiç deneyimi yokken çalışmaya karar veriyor. Kötü olansa Almanya’dan aldığı diplomanın burada bir karşılığı olmaması. Yine de kararından dönmüyor: “Kendi kendime ‘Yapmak zorundayım’ dedim. Eski eşim arada sırada yardım etti ama sürekli değil tabii. Halkla ilişkiler konusunda başarılı olacağımı düşündüm, böylece ilk olarak çok ünlü bir otelin PR departmanında çalışmaya başladım. İlk başlarda toydum ama azimliydim. Zamanla yabancı konuklarla ilgilenmekten tutun balo organizasyonlarına kadar pek çok etkinlik gerçekleştirdim. Ardından gene çok tanınan bir şirketler grubunun bünyesinde başarılı işler yaptım. Ardından İstanbul’un bazı ünlü mekânlarının işletmeciliğini yaptım ve kendi mekânlarımı açtım. Büyükada’da, Arnavutköy’de mekân işlettim. Şimdi baktığımda, kendimi tebrik ediyorum, o zamanlar bunu yapmıyordum.”

ŞİMDİKİ HEDEFİ KİTAP YAZMAK

Artık büyükanne olan Ferhan Gör’ün şimdiki hedefi bir kitap yazmak. Geriye dönüp baktığında kendini bir tenis topuna benzetiyor ve “Bir tavanı, bir tabanı gördüm” diyor. Hayatını birkaç kere sil baştan yaşayan bir kadın olarak, hemcinslerine ne yetenekleri olursa olsun, ne yaparlarsa yapsınlar içlerindeki gücü çıkarmalarını ve hayatta hep bir eylemde bulunmalarını söylüyor. “Asla korkmasınlar! Kocalarından, ailelerinden korkmasınlar! Korku insanı güçsüz düşürür. Çocukların yükünü yeri gelince omuzlamak zorundasın. Evlatlarınla ilgileneceksin; onlar kendi ayakları üzerinde durana kadar, öğretmenleri olacaksın. İlişkilere gelince; eğer karşındaki erkekle hem gülebiliyor hem de kavga edip tartışabiliyorsan, kaç sene geçmişse geçsin gözlerinde aynı parlaklığı görüyorsan, seni hep koruduğunu hissettiriyor ve sevgisini veriyorsa, işte bu gerçek sevgidir. Ama seni küçük gören bir tavrı varsa, kendini eksik veya yetersiz hissetmene neden oluyorsa, içine kapanıyorsan, bekleme, bırak! O gitsin, sen de önüne bak.” gazetehaberturk

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Maydanoz TV | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim